Ana içeriğe atla
neyi, nasıl hissettiğimi bilmiyorum. sadece 1 hissim var, ara ara bir tık yükseliyor/alçalıyor gibi.

birini özlemek neydi bilmiyorum ya da güldüğüm zamanlar mutlu olduğum zamanlar mı bilmiyorum. eğer öyleyse, mutluluk o kadar kısa süren bir şeyse biz bunun için mi uğraşıyoruz?

en son ne zaman huzurluydum bilmiyorum, şimdi hiçbir zaman huzurlu hissedemiyorum. kafam güzelken bile kafamı hep kurcalayan bir şeyler var ve bu beni rahatsız ediyor. yarını düşünmeden duramamak çok kötü.

en son ne zaman mutlu uyudum bilmiyorum. kabuslar her zaman var, hatırlamadığım anlarım var rüyalarımda. uyandığımda yumruklarımı sıkarken tırnaklarımın avcumu morarttığı anlar.. acaba ne var bu kadar halledemediğim?

halledemeyip kaçtığım çok şey var gibi, görmezden gelince sanki kimse görmüyor gibi. bu galiba kaynayan suya benziyor, üst kısımlar soğukken alttan alta kaynıyor bu noktalar ve diğerlerine karışıyor. yani hayatıma, tutunduğum şeylere..

tutunamadığım zamanlarda yanıyorum, kaynar suyun içindeyim ama bilincim hala açık. bu sefer her şey kafama takılıyor hepsini o an çözersem soğuyacak her şey ama hepsine odaklanmaktan hiçbirine odaklanamıyorum.

biri görüp ateşin altını mı kapatsa acaba diyorum ama kim görse elimi tutup çekmeye çalışıyor sonra onu da yakıyorum. bir ihtimal varsa da artık olmuyor.

belki de rüzgarı beklemek lazım ya da ateşin kaynağının kesilmesini ama bir yerlerde hep bekliyorsun. doğru yerde misin, hep tek mi olacaksın ya da bu bekleyiş ne kadar sürecek bilmeden bekliyorsun. tek umudun bitecek olması ama gittikçe de alevleniyor.

alevler arttıkça hissetmemeye başlıyorsun düşünüyorsun ama hissetmiyorsun. benimki böyle bir şey sanırım, hafif rüzgar esince biraz rahatlıyorsun ama bazen de zaten yanarken tepende güneş varmış gibi oluyor. altındaki su hep kaynıyor, hiç değişmiyor.

sanırım yaşamak dediğimiz şey bu ya da siz henüz hislerinizi kaybedecek kadar yanmadınız..

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

hazine.

kimseyi istediğim gibi hayatımda tutamayacağımı kabullendim. 
herkesin kendi tercihleri olduğunu ve kimsenin yanımda olma mecburiyeti olmadığını anladım. kimseye mecbur olmadığımı, öyle ya da böyle yola devam etmem gerektiğini öğrendim.
atıyorum " x " kişisi hayatımdan çıktığında, yanımda kimse olmasa bile her şeye yeniden başladım. "hayatım güzel, o hayatımda olsa daha güzel olurdu ama değil" diye diye devam ettim. 
insanların damarına basıldığında bir şeylerin eksildiğini, ikna etmek yerine onu kaybetmeye başladığımızı fark ettim. birini kırk kere aradığınızda bunun verdiğiniz değerle değil de aslında kendi iç savaşımızla ve kendimizi yenmek istememizle alakalı olduğunu düşünmeye başladım. 
böyle böyle hayatıma ve kendime bir şeyler katmaya başlarken, arkasından duygularımı kontrol edebilmeye başladım. başlarda baya faydası vardı, iç huzuruma. uzun zamanlar geçti, hayatımdan insanlar gelip geçtiler. sonra bir gün mutlu olmam gereken, sevdiğim bir ortamda mutlu olmadığ…

en büyük ceza.

bi' insana verilen en büyük ceza ne olabilir?
yalnızlık?
sevgisizlik?
aşk olmayan bir hayat?

bi' insana verilen en büyük ceza umutsuzluktur. umutsuz kalan bir insanın yapabileceği hiçbir şey yok. hiçsizliği umutsuzluk olarak benimser. umutsuzluk hiçsizliktir. ne uyanmaya,ne yaşamaya,ne yarına umut beslenmez. 

kaybedecek hiçbir şeyi olmayandan korkulur derler. kaybedecek bi' şeyi olmayan biri bile savaşa girmeyi ve onu kazanmayı umut eder. ama umutsuzsanız savaşa bile girmezsiniz. asıl zarar karşıdakine değil de hep kendinedir. kendine ihanet eder. kendinden vazgeçer.

siz hiç kendinizden vazgeçtiniz mi?
ama böyle bir iki fedakarlık yaptığınız aşk dolu maceralarınızdan bahsetmiyorum.
kendinizi karşıya koyup ona hoşçakal dediniz mi?
aşka,alkole,güneşe,insanlara değil de kendinize karşı umudunuzu yitirdiniz mi hiç?

o kadar şey yaşayıp,o kadar şey düşünüp,kendinizi tanıdığınızı zannedip asla dile dökemediğiniz oldu mu? konuşmaya çalıştıkça tüm kelimeler birbirine dolandı mı hiç?

yanlışlar…

takıntılıyım.

her ne kadar aksini iddia etsek de bilim ve topluma göre normal olmayan şeylere sahip olduğumuzda bu durum hoşumuza gidiyor. obsesif kompulsif problemi olanlar bundan her ne kadar nefret etse de bunun onu ön plana çıkardığını düşünüp bunu belirtip, kendisine daha farklı bakılmasını istiyor. 

takıntılarımız yani dikkat ettiğimiz ve bir şeyin kendimize göre olanını istiyor oluşumuz, bizi farklı yapıyor diye düşünüyoruz. bu yüzden bunu her fırsatta belirtme ihtiyacı duyuyoruz. bizim söylediğimiz şeye dikkat edilsin, e düzen de biraz buna göre olsun istiyoruz. her ne kadar bu durumdan kopmak istesek de aslında içten içe bundan hoşlanıyoruz. 

herkesin bir problemi var, genele baktığında kimse "normal" değil. bu sınırlar içinde mutlu olmaya çalışırken biriyle oturup muhabbet ettiğinizde konu takıntılara geldiğinde sorsan bir çok şeye dikkat eder, katı kuralları vardır ve bunların dışına çıkmaktan hiç hoşlanmaz ve o sınırlara girilmesine de izin vermez. ama hayatını dinlediğinde bir …