Ana içeriğe atla

en büyük ceza.

bi' insana verilen en büyük ceza ne olabilir?
yalnızlık?
sevgisizlik?
aşk olmayan bir hayat?

bi' insana verilen en büyük ceza umutsuzluktur. umutsuz kalan bir insanın yapabileceği hiçbir şey yok. hiçsizliği umutsuzluk olarak benimser. umutsuzluk hiçsizliktir. ne uyanmaya,ne yaşamaya,ne yarına umut beslenmez. 

kaybedecek hiçbir şeyi olmayandan korkulur derler. kaybedecek bi' şeyi olmayan biri bile savaşa girmeyi ve onu kazanmayı umut eder. ama umutsuzsanız savaşa bile girmezsiniz. asıl zarar karşıdakine değil de hep kendinedir. kendine ihanet eder. kendinden vazgeçer.

siz hiç kendinizden vazgeçtiniz mi?
ama böyle bir iki fedakarlık yaptığınız aşk dolu maceralarınızdan bahsetmiyorum.
kendinizi karşıya koyup ona hoşçakal dediniz mi?
aşka,alkole,güneşe,insanlara değil de kendinize karşı umudunuzu yitirdiniz mi hiç?

o kadar şey yaşayıp,o kadar şey düşünüp,kendinizi tanıdığınızı zannedip asla dile dökemediğiniz oldu mu? konuşmaya çalıştıkça tüm kelimeler birbirine dolandı mı hiç?

yanlışlar tespit edilir ve istenirse bunlar düzeltilir. 
ama bazı yanlışlar vardır ki doğrusu olmayan..
varsa bile o doğrunun size asla iyi gelmeyeceği..

bazen birilerini aramak ister insan ama hiç tanımadığı ve hiçbir zaman da tanıyamayacağı öylesine hayali birini aramak ister.
kendini anlatmak, kendini ağlatmak ve sonrasında her şeyi sıfırlamak ister.
kendi kendine konuşmaya başlar bu sefer.
kendiyle arkadaş olmak ister.
başkasıyla değil,sadece kendiyle anlaşmak ister.
konuşur,dinler hatta bazen kendiyle kahkahalaşır bile.
kendini sever. 
sonra insanları sevmeyi dener.
kendi gibi birisini bulmayı umar.
bi' şeyler anlatabilecek,bi' şey dinleyebilecek ve üzerine güldürebilecek birisini.
sorun kendi gibi birini bulamamasıyla başlar. 
tekrar kendine döner,kendiyle konuşur, kendiyle bir daha barışır.
herkesin kendi gibi olmayacağına kanaat getirir ve yeniden çıkar dışarı.
bu sefer kendisi gibi değil bambaşka birini ister.
bi'kaç kişi bulur,onların farklı hayatlarıyla yakından ilgilenir.
evet, böyle oluyormuş farklı biri daha iyi geliyormuş der.
zaman geçtikçe o farklılıkların arasında kendine dair bi'şeyler aramaya başlar.
bi' gülümseme?
belki benzer bi' anı?
ya da bi koku?
her şeyi yabancı bulmakla başlar bi' sonraki evre.
her şey anlamsız bi' şekilde yabancılaşmaya başlar.
insanların bir dakikasının bir dakikasını tutmamasına tahammül edemez.
onlardan uzaklaştıkça kendine döner.
tüm sahip olduğu alanı küçültmeye başlar. 
ta ki sadece kendisinin olduğu bi' daire bırakana kadar.
bu sefer güvende hisseder. 
rahatsızlık duyabileceği her şeyi yok etmiştir.
arkasında bıraktığı hiçbir şeyden pişman değildir.
hayatta tek başına olduğunun farkında olan yetişkin biri olmuştur artık.
sonrasında sıkılır.
kahvaltı yapmaktan,soğuk havadan,sonrasında sıcağından,toplu taşıtlardan,dinlediği şarkılardan...
ardı arkası kesilmeyen sıkılmalar sonunda kendini bulur. 
hepsini birleştirmeye çalışır, yeniden sevmeye çalışır.
kendisi için çabalar.
tek başına olduğu sürece her şeye yetişemeyeceğini fark eder.
hem ışık olup,hem çabalamak, hem kendini şarj etmek zorlaşır.
yardım istemeye ne hakkı vardır,ne de yüzü.
çabalamaktan vazgeçer bi' gece vakti.
kendinden sıkılmadığına inandırmaya çalışır kendini.
kendini sevdiğini hatırlamak için uğraşır.
ama sahip olduğu o kocaman daireden geriye sadece kendisi kalmıştır.
tüm güzel anılar o dairenin küçülmesiyle yok olmuşlardır.
sonra ne mi olur? 
kendini kandırdığının farkına varır. 
ne ışığı vardır
ne gücü
ne inancı...
umudunu da arada bi' yerde bırakmış olduğunu fark eder.
umutsuzluğu başlar.
düşünsenize kendine bile umudu olmayan bir insan?
ne kendini kabullenebiliyor ne başkasını.
ne başka biri olabilir ne kendiyle baş edebiliyor.
işte bu anlattığım durum var ya,
bi' insana verilebilecek en büyük ceza.
ya da en büyük intihar...



Yorumlar

  1. Ne kadar 'tek başına' güçlü olmaya gözükmeye çalışsan da yine aslında en büyük düşmanın yine sensindir.. Yaşadığın şey kimilerine göre basit kolay atlatılabilecek bir durum gibi gözükebilir fakat o durum sende çok fazla yer kaplamıştır... O kadar büyümüştür ki içten içe seni yönetiyordur bile.. Düşünsene kendi kendini manipule ediyorsun... Saçmalık ama gerçek.. Kendi gerçeğin hemde! Sanırım önemli olan işin suyunu kaçırmadan yaşayabilmek... Zamanı geldiğinde yaşar zamanı geldiğinde ölür insan..yaşadığın kısmın kendine göre tadını çıkarabiliyorsak miss.. Yoksa biz daha düşünürken yaşıyor ve ölüyor hayat...

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

hazine.

kimseyi istediğim gibi hayatımda tutamayacağımı kabullendim. 
herkesin kendi tercihleri olduğunu ve kimsenin yanımda olma mecburiyeti olmadığını anladım. kimseye mecbur olmadığımı, öyle ya da böyle yola devam etmem gerektiğini öğrendim.
atıyorum " x " kişisi hayatımdan çıktığında, yanımda kimse olmasa bile her şeye yeniden başladım. "hayatım güzel, o hayatımda olsa daha güzel olurdu ama değil" diye diye devam ettim. 
insanların damarına basıldığında bir şeylerin eksildiğini, ikna etmek yerine onu kaybetmeye başladığımızı fark ettim. birini kırk kere aradığınızda bunun verdiğiniz değerle değil de aslında kendi iç savaşımızla ve kendimizi yenmek istememizle alakalı olduğunu düşünmeye başladım. 
böyle böyle hayatıma ve kendime bir şeyler katmaya başlarken, arkasından duygularımı kontrol edebilmeye başladım. başlarda baya faydası vardı, iç huzuruma. uzun zamanlar geçti, hayatımdan insanlar gelip geçtiler. sonra bir gün mutlu olmam gereken, sevdiğim bir ortamda mutlu olmadığ…

takıntılıyım.

her ne kadar aksini iddia etsek de bilim ve topluma göre normal olmayan şeylere sahip olduğumuzda bu durum hoşumuza gidiyor. obsesif kompulsif problemi olanlar bundan her ne kadar nefret etse de bunun onu ön plana çıkardığını düşünüp bunu belirtip, kendisine daha farklı bakılmasını istiyor. 

takıntılarımız yani dikkat ettiğimiz ve bir şeyin kendimize göre olanını istiyor oluşumuz, bizi farklı yapıyor diye düşünüyoruz. bu yüzden bunu her fırsatta belirtme ihtiyacı duyuyoruz. bizim söylediğimiz şeye dikkat edilsin, e düzen de biraz buna göre olsun istiyoruz. her ne kadar bu durumdan kopmak istesek de aslında içten içe bundan hoşlanıyoruz. 

herkesin bir problemi var, genele baktığında kimse "normal" değil. bu sınırlar içinde mutlu olmaya çalışırken biriyle oturup muhabbet ettiğinizde konu takıntılara geldiğinde sorsan bir çok şeye dikkat eder, katı kuralları vardır ve bunların dışına çıkmaktan hiç hoşlanmaz ve o sınırlara girilmesine de izin vermez. ama hayatını dinlediğinde bir …