Ana içeriğe atla

öyle bi' durum

öyle bi' durum ki boş vermişliği bile boş verdim. nötr bile değilim. boşlukta da değilim,boşluk benmişim gibi. yokmuşum gibi. 

beden var,bi' de ruh. 

ikisi de birbiriyle bağlantılı.
ama şöyle bi' şey var;
bedenimize zarar verdiğimizde bunun belirli sınırı var.
çok zarar ölüme kadar gidiyor ve ölümle son buluyor.
ruhta öyle bi' şey yok.
acının sınırı yok,mutluluğun sınırı yok. 
"tamam daha fazlası olamaz artık" diyorsun hayat sana inat hooop daha fazlasını veriyor. onu da çekiyosun mecbur.
ama ben de o da yok gibi. hissiz değilim hisli de değilim. 

belki de o kadar çok hisliyim ki bunu anlayabilecek durumda değilim. 

YA SİZE OLMAYAN Bİ' ŞEYİ NASIL ANLATABİLİRİM Kİ?
baya bildiğin yok. bi' şeyin olumsuz hali değil bu. hiçbir şeyin hiç var olmaması hali.

size de şey oluyor mu? böyle seni bi' labirentin içine koyduklarını söylüyorlar ve çıkmanı istiyorlar. deliriyorsun,çıkamıyorsun,duvarlara çarpıyorsun falan. sonra bi' şey dank ediyor kafana bi' bakıyorsun aslında labirent falan yokmuş. olmayan şeyin içinde sıkışıp kalmışsın meğer onca zaman. işte sonrasında ise..

sonrası falan yok.
her şeyin bi' sebebi var. 
sebeplerse seni sonuca götürüyor.
sonuçların sebeplerini,sebeplerin sonuçlarını derken yıllar geçiyor.
bi' bakmışsın karakterini oluşturmuşsun.

benzer sebeplerle benzer hatalar yapan kişiler de birbirine benzer mantığıyla hayatımıza aldığımız insanları kendimize daha yakın buluyoruz. bizi daha iyi anlar sanıyoruz. sonra karşımızdan farklı bi' tepki aldığımızda hayal kırıklığı yaşıyoruz. "ben yapmazdım,o neden yaptı acaba" oluyor insan.

ama unutuyoruz ki herkes hatalarını farklı bi' şekilde sonuçlandırır. 

bir doğrunun iki insanı aynı yere götürmeyeceği gibi bir hata da kimseyi aynı yerde toplayamaz.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

en büyük ceza.

bi' insana verilen en büyük ceza ne olabilir?
yalnızlık?
sevgisizlik?
aşk olmayan bir hayat?

bi' insana verilen en büyük ceza umutsuzluktur. umutsuz kalan bir insanın yapabileceği hiçbir şey yok. hiçsizliği umutsuzluk olarak benimser. umutsuzluk hiçsizliktir. ne uyanmaya,ne yaşamaya,ne yarına umut beslenmez. 

kaybedecek hiçbir şeyi olmayandan korkulur derler. kaybedecek bi' şeyi olmayan biri bile savaşa girmeyi ve onu kazanmayı umut eder. ama umutsuzsanız savaşa bile girmezsiniz. asıl zarar karşıdakine değil de hep kendinedir. kendine ihanet eder. kendinden vazgeçer.

siz hiç kendinizden vazgeçtiniz mi?
ama böyle bir iki fedakarlık yaptığınız aşk dolu maceralarınızdan bahsetmiyorum.
kendinizi karşıya koyup ona hoşçakal dediniz mi?
aşka,alkole,güneşe,insanlara değil de kendinize karşı umudunuzu yitirdiniz mi hiç?

o kadar şey yaşayıp,o kadar şey düşünüp,kendinizi tanıdığınızı zannedip asla dile dökemediğiniz oldu mu? konuşmaya çalıştıkça tüm kelimeler birbirine dolandı mı hiç?

yanlışlar…

hazine.

kimseyi istediğim gibi hayatımda tutamayacağımı kabullendim. 
herkesin kendi tercihleri olduğunu ve kimsenin yanımda olma mecburiyeti olmadığını anladım. kimseye mecbur olmadığımı, öyle ya da böyle yola devam etmem gerektiğini öğrendim.
atıyorum " x " kişisi hayatımdan çıktığında, yanımda kimse olmasa bile her şeye yeniden başladım. "hayatım güzel, o hayatımda olsa daha güzel olurdu ama değil" diye diye devam ettim. 
insanların damarına basıldığında bir şeylerin eksildiğini, ikna etmek yerine onu kaybetmeye başladığımızı fark ettim. birini kırk kere aradığınızda bunun verdiğiniz değerle değil de aslında kendi iç savaşımızla ve kendimizi yenmek istememizle alakalı olduğunu düşünmeye başladım. 
böyle böyle hayatıma ve kendime bir şeyler katmaya başlarken, arkasından duygularımı kontrol edebilmeye başladım. başlarda baya faydası vardı, iç huzuruma. uzun zamanlar geçti, hayatımdan insanlar gelip geçtiler. sonra bir gün mutlu olmam gereken, sevdiğim bir ortamda mutlu olmadığ…

takıntılıyım.

her ne kadar aksini iddia etsek de bilim ve topluma göre normal olmayan şeylere sahip olduğumuzda bu durum hoşumuza gidiyor. obsesif kompulsif problemi olanlar bundan her ne kadar nefret etse de bunun onu ön plana çıkardığını düşünüp bunu belirtip, kendisine daha farklı bakılmasını istiyor. 

takıntılarımız yani dikkat ettiğimiz ve bir şeyin kendimize göre olanını istiyor oluşumuz, bizi farklı yapıyor diye düşünüyoruz. bu yüzden bunu her fırsatta belirtme ihtiyacı duyuyoruz. bizim söylediğimiz şeye dikkat edilsin, e düzen de biraz buna göre olsun istiyoruz. her ne kadar bu durumdan kopmak istesek de aslında içten içe bundan hoşlanıyoruz. 

herkesin bir problemi var, genele baktığında kimse "normal" değil. bu sınırlar içinde mutlu olmaya çalışırken biriyle oturup muhabbet ettiğinizde konu takıntılara geldiğinde sorsan bir çok şeye dikkat eder, katı kuralları vardır ve bunların dışına çıkmaktan hiç hoşlanmaz ve o sınırlara girilmesine de izin vermez. ama hayatını dinlediğinde bir …