Ana içeriğe atla
yok olmuyor,pişman olmuyorum.
yaptığım şeyden dolayı gözlerim kanasa dahi ol-mu-yo-rum.

kişilik,seçimler,sonuçlar.
benim hayatım. 
her gün bi' sürü seçim yapıyorum. 
"ne yesem?"
"ne giysem?"
"ne yazsam?"

sonuçlar bok gibi de olsa,yok olmuyorum kardeş pişmanlık duygum yok benim.
çok fazla ağlayan,zırvalayan insan görüyorum. 
ağızlarında sürekli keşkeler,pişmanımlar,allah da beni kahretsinler.
seni niye kahretsin gitsin sana bunları yaşatanları kahretsin.

he şimdi bu demek değildir ki istediğiniz şeyi yapın sonra da suçu karşıya atın.
demek istiyorum ki eğer birileri sizi bi' yol ayrımına sokuyor ve doğru yol için el uzatmıyorsa,üzerine de siz yanlış yolu -kime göre neye göre orası da ayrı- seçiyorsanız eğer bu durumda pişman olmanızı gerektiren bi' şey yoktur. el uzatılıyor ama siz inadına yanlış yolu seçiyorsanız ve bu seçim sizi üzüyorsa yine pişman olmana gerek yok. buna benzer diğer seçimde ne yapman gerektiğini biliyor olacaksın. 

aldığın bi' parfümü sonrasında beğenmediysen pişman olmana gerek yok. nasıl olsa bi' sonraki parfüm seçimin o olmayacak. 

kafamda teorik kısımlar tamam. attım hafızama hepsini. attım da bunları pratiğe dökmek gerçekten zor. teorikler bitti ama pratikler bitmiyor. evdeki hesabımla dışarıya çıkmamayı öğrendim. evdeki hesabımın daha da üstüne ekleyip çıkıyorum. tabi bu hesaplar arasında dışarda bana yıldırım çarpma ihtimali falan yok. daha basit şeyler benimkiler. 

ben dün 17 yaşındaydım,bugün 21. 44 gün sonra (hesaplamadan ben söyliyim,30 Haziran) 22'ye giriyorum. yarın da 38 yaşında olucam sanırım. doğum günü değil de yaş günü. " aaa, yaş günü!" diye diye "yaşa günü" mantığına ulaştım. hayır hayır carpe diem'den bahsetmiyorum. 

diyorum ki; daha dün yara izlerimi ağlayarak kapatmaya çalışırken bugün aslında onların iz değil de "is" olduğunu fark ettim. belki yarın da küçük bi' beze benzin dökerek tüm isleri silerim kim bilir. 

nasıl nefes almaktan korkmuyor,pişman olmuyorsan seçim yapmaktan,pişman olmaktan da korkma. sonuçta yanlış yola sapanlar değil,yerinde duranlar kaybeder. sen yanlış yola girmesen,ben yanlış yola girmesem nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa dimi?

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

en büyük ceza.

bi' insana verilen en büyük ceza ne olabilir?
yalnızlık?
sevgisizlik?
aşk olmayan bir hayat?

bi' insana verilen en büyük ceza umutsuzluktur. umutsuz kalan bir insanın yapabileceği hiçbir şey yok. hiçsizliği umutsuzluk olarak benimser. umutsuzluk hiçsizliktir. ne uyanmaya,ne yaşamaya,ne yarına umut beslenmez. 

kaybedecek hiçbir şeyi olmayandan korkulur derler. kaybedecek bi' şeyi olmayan biri bile savaşa girmeyi ve onu kazanmayı umut eder. ama umutsuzsanız savaşa bile girmezsiniz. asıl zarar karşıdakine değil de hep kendinedir. kendine ihanet eder. kendinden vazgeçer.

siz hiç kendinizden vazgeçtiniz mi?
ama böyle bir iki fedakarlık yaptığınız aşk dolu maceralarınızdan bahsetmiyorum.
kendinizi karşıya koyup ona hoşçakal dediniz mi?
aşka,alkole,güneşe,insanlara değil de kendinize karşı umudunuzu yitirdiniz mi hiç?

o kadar şey yaşayıp,o kadar şey düşünüp,kendinizi tanıdığınızı zannedip asla dile dökemediğiniz oldu mu? konuşmaya çalıştıkça tüm kelimeler birbirine dolandı mı hiç?

yanlışlar…

hazine.

kimseyi istediğim gibi hayatımda tutamayacağımı kabullendim. 
herkesin kendi tercihleri olduğunu ve kimsenin yanımda olma mecburiyeti olmadığını anladım. kimseye mecbur olmadığımı, öyle ya da böyle yola devam etmem gerektiğini öğrendim.
atıyorum " x " kişisi hayatımdan çıktığında, yanımda kimse olmasa bile her şeye yeniden başladım. "hayatım güzel, o hayatımda olsa daha güzel olurdu ama değil" diye diye devam ettim. 
insanların damarına basıldığında bir şeylerin eksildiğini, ikna etmek yerine onu kaybetmeye başladığımızı fark ettim. birini kırk kere aradığınızda bunun verdiğiniz değerle değil de aslında kendi iç savaşımızla ve kendimizi yenmek istememizle alakalı olduğunu düşünmeye başladım. 
böyle böyle hayatıma ve kendime bir şeyler katmaya başlarken, arkasından duygularımı kontrol edebilmeye başladım. başlarda baya faydası vardı, iç huzuruma. uzun zamanlar geçti, hayatımdan insanlar gelip geçtiler. sonra bir gün mutlu olmam gereken, sevdiğim bir ortamda mutlu olmadığ…

takıntılıyım.

her ne kadar aksini iddia etsek de bilim ve topluma göre normal olmayan şeylere sahip olduğumuzda bu durum hoşumuza gidiyor. obsesif kompulsif problemi olanlar bundan her ne kadar nefret etse de bunun onu ön plana çıkardığını düşünüp bunu belirtip, kendisine daha farklı bakılmasını istiyor. 

takıntılarımız yani dikkat ettiğimiz ve bir şeyin kendimize göre olanını istiyor oluşumuz, bizi farklı yapıyor diye düşünüyoruz. bu yüzden bunu her fırsatta belirtme ihtiyacı duyuyoruz. bizim söylediğimiz şeye dikkat edilsin, e düzen de biraz buna göre olsun istiyoruz. her ne kadar bu durumdan kopmak istesek de aslında içten içe bundan hoşlanıyoruz. 

herkesin bir problemi var, genele baktığında kimse "normal" değil. bu sınırlar içinde mutlu olmaya çalışırken biriyle oturup muhabbet ettiğinizde konu takıntılara geldiğinde sorsan bir çok şeye dikkat eder, katı kuralları vardır ve bunların dışına çıkmaktan hiç hoşlanmaz ve o sınırlara girilmesine de izin vermez. ama hayatını dinlediğinde bir …