Ana içeriğe atla
şey var dimi?
ne kadar tecrübe sahibi olursan o kadar güçlü olursun. 
çünkü hep güçlü olmak zorundayız.
çünkü güçlü olan kazanır.

belki ben seninki kadar,onunki kadar çok şey yaşamadım ama benim şöyle bi' kalkanım vardı.
"yaşayabileceğim her şeye karşı önlem almak ve yaşandığı zaman bu sayede atlatabilmek."

olayın en başında hayal gücü var. "ne yaşayabilirim,neler olabilir,en kötü ne hissedebilirim?"

daha sonrasında hayali biraz kenara atıp çıkarım yapma yeteneği giriyo devreye. "bu tür sonuçlar çıkabilir" gibisinden. 

iş biraz daha zorlaşıyo ve mantık giriyo araya. e malum herkes kullanamıyo var olsa bile. "böyle bi' şeyle karşılaşırsam en az zararla nasıl kurtulabilirim?"

bunları bütün haline getirdiğin zaman ne kadar gerçekçi bi' yapı inşa ettiysen o kadar çok hissediyorsun düşünürken. aslında bi' nevi yaşıyosun o duyguyu.ulaştığınız sonuçlar sizinle uyuşmuyorsa asıl olayı yaşadığınız zaman durum tam bir yıkım haline geliyor. bu yüzden hep derim; "insan kendini tanımalı."

benim için hayatımda önem taşıyan biri varsa her şey çok güzel gidiyorsa bile ben bütün senaryoları kafamda yaşamış oluyorum ve sonrasında sizin tabirinizle "kazık yendiğinde" perişan olmuyorum. hayal kırıklığı yaşamıyorum. çünkü herkes her şeyi yapabilir. bunun güvenmemekle alakası yok,pollyanna olamam bu konuda. 

benim için tecrübe çok fazla şey yaşamak,benzer durumlarla çok sık karşılaşmak değildir. benim için sevdiğiniz bi' yemeği 400 kere yapmış olmanız bi' tecrübe değildir. benim için tecrübe o yemeği ne kadar istediğiniz gibi yapıyo oluşunuzdur. arkanızdan bıçaklayan 50 kişiyle karşılaşmanız da tecrübe değildir,tecrübe; bi' insanın sizi arkanızdan bıçaklayabilecek olduğunu bilmeniz, bu duruma kadar ve bu durumda nasıl davranabileceğinizi kestirmenizdir.

denize 100 tane taş fırlatsan ne olur,denizin tek dalgasıyla yerle bir olacaksan..

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

en büyük ceza.

bi' insana verilen en büyük ceza ne olabilir?
yalnızlık?
sevgisizlik?
aşk olmayan bir hayat?

bi' insana verilen en büyük ceza umutsuzluktur. umutsuz kalan bir insanın yapabileceği hiçbir şey yok. hiçsizliği umutsuzluk olarak benimser. umutsuzluk hiçsizliktir. ne uyanmaya,ne yaşamaya,ne yarına umut beslenmez. 

kaybedecek hiçbir şeyi olmayandan korkulur derler. kaybedecek bi' şeyi olmayan biri bile savaşa girmeyi ve onu kazanmayı umut eder. ama umutsuzsanız savaşa bile girmezsiniz. asıl zarar karşıdakine değil de hep kendinedir. kendine ihanet eder. kendinden vazgeçer.

siz hiç kendinizden vazgeçtiniz mi?
ama böyle bir iki fedakarlık yaptığınız aşk dolu maceralarınızdan bahsetmiyorum.
kendinizi karşıya koyup ona hoşçakal dediniz mi?
aşka,alkole,güneşe,insanlara değil de kendinize karşı umudunuzu yitirdiniz mi hiç?

o kadar şey yaşayıp,o kadar şey düşünüp,kendinizi tanıdığınızı zannedip asla dile dökemediğiniz oldu mu? konuşmaya çalıştıkça tüm kelimeler birbirine dolandı mı hiç?

yanlışlar…

belki önemlidir.

böyle aniden küçük bir farkındalık geliyor insana. 
bazı anların ne kadar önemli olduğuna,
bazı cümlelerin ne kadar anlamlı olduğuna dair.
öyle farklı hisle doluyor ki için bazen, canını takas edecek olsan yine de yaşamak istiyorsun o anı.
zaman kavramını sokunca olaya tat kaçıyor orada.
çünkü zaman bir çakmak gibidir.
yaşadığın an, yeni aldığın bir çakmaktır. 
zaman geçtikçe, çakmağın gazı bittikçe, ateşin etkisi azalır. 
uzun zaman sonra;
ya gazı biter, etkisi yok olur.
öyle kuytuda köşede unutulur.
ya da güneşin altında durur,
günden güne ısınır en sonunda da patlar. 
zarar verir.

tutundukların, inandıkların, yaşadıkların da bu şekilde yolunu bulur.
ya unutursun zamanla, değerini kaybederler;
ya da hiç beklemediğin bir anda deliye döndürür insanı.

ben kararsızım.
bir sözün, bir anın önemi hep hissedilmeli mi? bilmiyorum.
tek taraflı olması beni biraz üzer sanırım.
sen onca zaman o önemi koruyacaksın, bir sözü hayatının her anında taşıyacaksın
ama onun sahibinin umurunda bile olmayacak..
yoksa bu kadar ö…

hazine.

kimseyi istediğim gibi hayatımda tutamayacağımı kabullendim. 
herkesin kendi tercihleri olduğunu ve kimsenin yanımda olma mecburiyeti olmadığını anladım. kimseye mecbur olmadığımı, öyle ya da böyle yola devam etmem gerektiğini öğrendim.
atıyorum " x " kişisi hayatımdan çıktığında, yanımda kimse olmasa bile her şeye yeniden başladım. "hayatım güzel, o hayatımda olsa daha güzel olurdu ama değil" diye diye devam ettim. 
insanların damarına basıldığında bir şeylerin eksildiğini, ikna etmek yerine onu kaybetmeye başladığımızı fark ettim. birini kırk kere aradığınızda bunun verdiğiniz değerle değil de aslında kendi iç savaşımızla ve kendimizi yenmek istememizle alakalı olduğunu düşünmeye başladım. 
böyle böyle hayatıma ve kendime bir şeyler katmaya başlarken, arkasından duygularımı kontrol edebilmeye başladım. başlarda baya faydası vardı, iç huzuruma. uzun zamanlar geçti, hayatımdan insanlar gelip geçtiler. sonra bir gün mutlu olmam gereken, sevdiğim bir ortamda mutlu olmadığ…