Ana içeriğe atla
yol ayrımları.
yol ayrılıkları.

karar vermen gerekecek bi' gün. sigara paketlerin biticek. uykuların kaçıcak. booomboş bakıcaksın duvarlara. bi' anlam,bi' yön arayacaksın. soğuk duşlar alacaksın belki. belki penceren açık uyumaya çalışacaksın rüzgar bi'şeyler fısıldasın diye.

bi' yol seçeceksin. çünkü seçmek zorunda kalacaksın. yol ayrımında tercih yapıp yeni yoluna devam edeceksin. belki "pişman olur da geri dönerim" diye adımlarını kazıyarak ilerleyeceksin. kendinden eminmiş gibi gözükeceksin o sert adımlarınla ama bilmeyeceksin gökyüzünden düşen bi'kaç yağmur damlasıyla yok olacak hepsi.

geri dönemeyeceksin. başka çıkar yol bulamayacaksın. ilerleyeceksin gün ışığını görene kadar. kendi çığlıklarınla konuşacaksın. e biticek bi'gün o yol ama sanki hiç bitmeyecek gibi ilerleyeceksin. yeni bi' yol ayrımı çıkıcak karşına. bambaşka,hiç bilmediğin bi yol. 

yeni yolda ilerlemeye başlayacaksın. bi' önceki yolda o kadar kötü şeylerle sınanacaksın ki yine en kötüsüne hazırlayacaksın kendini. daha inatçı olacaksın. daha inançlı. daha kendinden emin ve daha korkusuz.. beklemediğin bi'şey olacak. bu yol çok güzel bi' yol olacak. çığlıkların azalacak. bu sefer de bu kadar iyi olması şüphe uyandıracak. 


yanlış yolda yürümeden doğru yolu bulamaz bana göre insan. yanlışı görmeden doğrudan emin olamaz insan. çevrenizi düşünün bi' ufaktan. hangisinin,hangimizin kötü bi' seçimi yok?  hepimizin var. hepimiz bi' yaşanmışlığın altını kırmızı kalemle çiziyoruz. ve o çizgiden sonrasını daha dikkatli yazıyoruz. o kırmızı çizgiden sonra anlıyoruz, "bu benim hayatım" 

o kadar bastırarak, o kadar üstünden zilyonlarca kez geçerek çiziyoruz ki onun altındaki kelimelerimize akıyor bazen kırmızılık. kelimelerimize ve haliyle hayatımıza zarar veriyor. bazı insanların üstünü çiziyor elimizde olmadan. bazı özelliklerimizi siliyor kağıttan hatta bazen yeni kelimeler ekliyor hayatımıza. kırmızı renkli,asla değişmeyen ve belirgin olan kelimeler. hayatınızın kitabını yazarken ne kadar çok kırmızı çizginiz varsa o kadar değişiyorsunuz. o kadar çok kişi müdahale ediyor hayatınıza. ne kadar çoksa o kadar başkaları yazıyor hikayenizi. 

küçüklükten beri hep söylerler. "çok okuyun,çok fazla kitap okuyun." eğer hikayenizin sonunda kendi imzanız olsun isterseniz,çok fazla kitap okuyun.başka kitaplardaki kırmızı çizgilere dikkat edin ki kendi kitabınızda o çizgiler olmasın. kendi kitabınızda sizin hikayeniz olsun.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

hazine.

kimseyi istediğim gibi hayatımda tutamayacağımı kabullendim. 
herkesin kendi tercihleri olduğunu ve kimsenin yanımda olma mecburiyeti olmadığını anladım. kimseye mecbur olmadığımı, öyle ya da böyle yola devam etmem gerektiğini öğrendim.
atıyorum " x " kişisi hayatımdan çıktığında, yanımda kimse olmasa bile her şeye yeniden başladım. "hayatım güzel, o hayatımda olsa daha güzel olurdu ama değil" diye diye devam ettim. 
insanların damarına basıldığında bir şeylerin eksildiğini, ikna etmek yerine onu kaybetmeye başladığımızı fark ettim. birini kırk kere aradığınızda bunun verdiğiniz değerle değil de aslında kendi iç savaşımızla ve kendimizi yenmek istememizle alakalı olduğunu düşünmeye başladım. 
böyle böyle hayatıma ve kendime bir şeyler katmaya başlarken, arkasından duygularımı kontrol edebilmeye başladım. başlarda baya faydası vardı, iç huzuruma. uzun zamanlar geçti, hayatımdan insanlar gelip geçtiler. sonra bir gün mutlu olmam gereken, sevdiğim bir ortamda mutlu olmadığ…

takıntılıyım.

her ne kadar aksini iddia etsek de bilim ve topluma göre normal olmayan şeylere sahip olduğumuzda bu durum hoşumuza gidiyor. obsesif kompulsif problemi olanlar bundan her ne kadar nefret etse de bunun onu ön plana çıkardığını düşünüp bunu belirtip, kendisine daha farklı bakılmasını istiyor. 

takıntılarımız yani dikkat ettiğimiz ve bir şeyin kendimize göre olanını istiyor oluşumuz, bizi farklı yapıyor diye düşünüyoruz. bu yüzden bunu her fırsatta belirtme ihtiyacı duyuyoruz. bizim söylediğimiz şeye dikkat edilsin, e düzen de biraz buna göre olsun istiyoruz. her ne kadar bu durumdan kopmak istesek de aslında içten içe bundan hoşlanıyoruz. 

herkesin bir problemi var, genele baktığında kimse "normal" değil. bu sınırlar içinde mutlu olmaya çalışırken biriyle oturup muhabbet ettiğinizde konu takıntılara geldiğinde sorsan bir çok şeye dikkat eder, katı kuralları vardır ve bunların dışına çıkmaktan hiç hoşlanmaz ve o sınırlara girilmesine de izin vermez. ama hayatını dinlediğinde bir …

doğruluktaki yanlışlık.

neyin doğru neyin yanlış olduğuna karar veremiyorum. eskilerde her şey daha netti. ya yanlıştı ya da doğru. ayakkabın pembeydi mesela. şimdi ise pembe değil,  vişne çürüğü, koyu pembe, çingene pembesi ya da toz pembe.

mesela normalde elma sevmediğinizi düşünün ama elmalı salata yediğinizde çok beğenebilirsiniz. yani sonuç olarak elmayı seviyor musunuz sevmiyor musunuz bunun cevabı asla net değil.

bir olayı da saf/ham olarak değerlendirmek imkansız. yalan söylemek normal olmaması gereken bir hareket mesela ama durum bazen öyle bir hale gelir ki yalan söylemek tek mantıklı hareket olur. bu durumda nasıl değerlendirme yapabileceğimizin bir ölçütü yok. iş tamamen vicdana ve hayat düşüncene kalıyor. 

sevmediğiniz biri sizden habersiz 2 dakikalığına kaleminizi almıştır, siz ise arkasından söylenir durursunuz mesela. bir de sevdiğiniz birinin bunu yaptığını düşünün o zaman belki bunun üzerine 1 saniye bile kafa yormazsınız. yani bu durum tamamen duruma, kişilere, zamana ve psikolojinize bağlı o…