Ana içeriğe atla

yaralama.


bi' yaraya sahip olmak sorumluluk sahibi olmak demektir benim için. senin,benim,herkesin kendine göre bi' yarası var. ama hangimiz,nasıl sahip çıkıyoruz bu yaraya? biz mi yaraya alışıyoruz yoksa yaramız mı bize uyum sağlıyor?  

düşmeler,kalkmalar..
bi' takım ağlamalar.
hadi yak bi' sigaralar!..
sigarayı sanki kül tabağına değil de yüreğimize söndürüyormuşlar..

umursamazlık,
korkmazlık,
sağlamlık
ve tüm güçlü gösteren sıfatlara sahip insanlarla aynı masada kadeh kaldırılmışlık..

uykusuzluk,
duygusuzluk,
doyumsuzluk ya da fazla doymuşluk.
her şeyin farkında olup ağzını açamayacak derecesinde suskunluk..

sahiplenmeyi çok seviyoruz. tüm çekici sıfatlar yalnızca bizde varmışçasına emin oluyoruz kendimizden. dimdik duruyoruz,yıkılmaz gibi.
daha önce yaşadığın hiçbi' hisse benzemeyen ve tarif edilemeyen darbede oluşan yarada emin ol seninle beraber tüm sıfatların sarsılıyor. hepsi birden yara alıyor. ya onarmaya çalışıyorsun yarayla beraber ama olmuyor ya da daha güçlü olmak adına darbe alan tüm sıfatlardan vazgeçip yeni bi' arayışa giriyorsun. onarmaya çalıştığın sıfatlar kanayan yaranın yoluna çıkıyor,yeni sıfatlar ise kapatılan yaraya ait.


kanayan yara asla kapanmaz.

kanayan yara mikrop aldıkça yayılır vücuduna. bi' yere çarptığında sızlatır,soğuktan/sıcaktan etkilenir. bi' yaran olduğunu unutabileceğin süre içinde tekrar tekrar hatırlatır varlığını. 

ama kapanan bi' yaranın sadece izi kalır. o kadar sık hatırlatmaz kendini. artık seninle var olacaktır ve benimsersin. bi' süre sonra acıttığı konularda reflekse dönüşür. istemsiz olarak yaranın olduğu yeri korursun ve canını acıtmasına izin vermezsin.


kanayan yaranız sizin zaafınız ve zayıf noktanızdır. kapattığınız yara ise sizi daha güçlü biri yapar. daha ileri görüşlü,daha stratejik ve daha dayanıklı biri. kapatmadığınız her yara için yeni bir yara açacaksınızdır kendinizde. sizin kapatmaya kıyamadığınız yaraya karşınızdaki yeni bir yara daha ekleyecektir. hem de hiç acımadan.. doğa av-avcı ikilisi üzerine kuruludur ve avcı olmak için çok fazla yaraya ihtiyacınız olacaktır. çok gaddar bu yazıyla beraber ilk yaranızı kapatmaya başlamanızı önermekten de çekinmiyorum. birinde bi' yara açmak,bi' yaranızı kapatmanın bedelidir. doğanın kanununa hoşgeldiniz.








Yorumlar

  1. Yine her zamanki gibi güzel bir yazı. Surekli burayı takip ediyorum yeni bir şeyler paylaşıp paylaşmadığına bakıyorum. Adım şimdilik bende kalsın. Hep böyle kal, değişme. B.Ç

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

en büyük ceza.

bi' insana verilen en büyük ceza ne olabilir?
yalnızlık?
sevgisizlik?
aşk olmayan bir hayat?

bi' insana verilen en büyük ceza umutsuzluktur. umutsuz kalan bir insanın yapabileceği hiçbir şey yok. hiçsizliği umutsuzluk olarak benimser. umutsuzluk hiçsizliktir. ne uyanmaya,ne yaşamaya,ne yarına umut beslenmez. 

kaybedecek hiçbir şeyi olmayandan korkulur derler. kaybedecek bi' şeyi olmayan biri bile savaşa girmeyi ve onu kazanmayı umut eder. ama umutsuzsanız savaşa bile girmezsiniz. asıl zarar karşıdakine değil de hep kendinedir. kendine ihanet eder. kendinden vazgeçer.

siz hiç kendinizden vazgeçtiniz mi?
ama böyle bir iki fedakarlık yaptığınız aşk dolu maceralarınızdan bahsetmiyorum.
kendinizi karşıya koyup ona hoşçakal dediniz mi?
aşka,alkole,güneşe,insanlara değil de kendinize karşı umudunuzu yitirdiniz mi hiç?

o kadar şey yaşayıp,o kadar şey düşünüp,kendinizi tanıdığınızı zannedip asla dile dökemediğiniz oldu mu? konuşmaya çalıştıkça tüm kelimeler birbirine dolandı mı hiç?

yanlışlar…

hazine.

kimseyi istediğim gibi hayatımda tutamayacağımı kabullendim. 
herkesin kendi tercihleri olduğunu ve kimsenin yanımda olma mecburiyeti olmadığını anladım. kimseye mecbur olmadığımı, öyle ya da böyle yola devam etmem gerektiğini öğrendim.
atıyorum " x " kişisi hayatımdan çıktığında, yanımda kimse olmasa bile her şeye yeniden başladım. "hayatım güzel, o hayatımda olsa daha güzel olurdu ama değil" diye diye devam ettim. 
insanların damarına basıldığında bir şeylerin eksildiğini, ikna etmek yerine onu kaybetmeye başladığımızı fark ettim. birini kırk kere aradığınızda bunun verdiğiniz değerle değil de aslında kendi iç savaşımızla ve kendimizi yenmek istememizle alakalı olduğunu düşünmeye başladım. 
böyle böyle hayatıma ve kendime bir şeyler katmaya başlarken, arkasından duygularımı kontrol edebilmeye başladım. başlarda baya faydası vardı, iç huzuruma. uzun zamanlar geçti, hayatımdan insanlar gelip geçtiler. sonra bir gün mutlu olmam gereken, sevdiğim bir ortamda mutlu olmadığ…

takıntılıyım.

her ne kadar aksini iddia etsek de bilim ve topluma göre normal olmayan şeylere sahip olduğumuzda bu durum hoşumuza gidiyor. obsesif kompulsif problemi olanlar bundan her ne kadar nefret etse de bunun onu ön plana çıkardığını düşünüp bunu belirtip, kendisine daha farklı bakılmasını istiyor. 

takıntılarımız yani dikkat ettiğimiz ve bir şeyin kendimize göre olanını istiyor oluşumuz, bizi farklı yapıyor diye düşünüyoruz. bu yüzden bunu her fırsatta belirtme ihtiyacı duyuyoruz. bizim söylediğimiz şeye dikkat edilsin, e düzen de biraz buna göre olsun istiyoruz. her ne kadar bu durumdan kopmak istesek de aslında içten içe bundan hoşlanıyoruz. 

herkesin bir problemi var, genele baktığında kimse "normal" değil. bu sınırlar içinde mutlu olmaya çalışırken biriyle oturup muhabbet ettiğinizde konu takıntılara geldiğinde sorsan bir çok şeye dikkat eder, katı kuralları vardır ve bunların dışına çıkmaktan hiç hoşlanmaz ve o sınırlara girilmesine de izin vermez. ama hayatını dinlediğinde bir …