Ana içeriğe atla
çalındı..

saflık dediğimiz şey. bi'şey katılmamış,yabancı maddelerle karışmamış,temiz olan şey. saflığım çalındı. içimde binlerce düşünceler var ordan burdan,benim saflığım artık gözükmeyecek kadar az. 

fikirler; zihnimize hapsettiğimiz alakalı/alakasız şeyleri birleştirip yeni oluşturulan şey. fikirlerim çalındı. yeniden yarattığım şeyler başkalarının zihnine girip onlarla yaşadılar.

hikaye; insanların hayatlarında yaşanılan hislerin kendilerinde bıraktığı iz üzerine karakterini oluşturdukları şey. hikayem çalındı. çok tutuldu umutsuzluk/mutsuzluk/yok olmuşluk. çalındı ve yaşamışlar gibi anlatıldı. 

kelime; bazen tek başına bazense cümleler olarak kendimizi ifade etmeye çalıştığımız şey. kelimelerim çalındı. anlattığım şeyleri ısrarla anlamadılar. onlar nasıl anlamak istiyorlarsa o şekilde yeniden biçimlendi cümlelerim. anlamlarını kaybettiler,bazen kelime bazense tüm cümlelerim düşüp gitti satır aralarından. parmaklarıma çarptılar tutabildiğimi aldım,sakladım onlardan. belki bi' gün değerlenirler hala benim için değerlilerken. 


     bunları deniz kenarında mükemmel bi' manzarada anlatsam ne güzel olurdu. ne iyi,ne güçlü hissederdim kendimi. gülümserdim anlatırken,yanımda beni iyi hissettiren kareler gördükçe. ama ben bunları karanlık bi' odadan yazıyorum. aynadan gölgemsi yansımamı görüyorum. onu da zorluyorum bunlara şahit olması için. ne zaman bi' cümle yazacak olsam o da uzatıyor ellerini. sonra geri çekiliyor,kahvesinden bi' yudum alıyor. ama biliyorum ki o hissetmiyor,siz de hissetmiyorsunuz.( kendinize yakın bulmadığınız sürece ) 

paylaşılmayan yüzlerce yazı,binlerce düşünce var. oysa burada çok yenilermiş gibi duruyor. buraya yazana kadar kaç kere ezip geçtim hepsinin üzerinden. hala çok yer kaplıyorlar kafamda,kalbimde,dilimde. konuşma,yaz dediler. yazdıkça azalır dediler. belki bir süreliğine durağanlaşıyor ama kati'yen azalmıyor. sanki susamamışım ama herkes bana "sakın susama,suyumuz yok." demiş gibi. canım istemiyor ama psikolojik olarak su içme isteği doğuyor içime. sanki o sudan aldığım her yudum içimdeki yanardağı söndürecekmiş gibi. söndürmeyecek tabii ki, o yanardağ daha fazla su için daha fazla alevlenecek, her yere dağılacak. hepsi bu.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

en büyük ceza.

bi' insana verilen en büyük ceza ne olabilir?
yalnızlık?
sevgisizlik?
aşk olmayan bir hayat?

bi' insana verilen en büyük ceza umutsuzluktur. umutsuz kalan bir insanın yapabileceği hiçbir şey yok. hiçsizliği umutsuzluk olarak benimser. umutsuzluk hiçsizliktir. ne uyanmaya,ne yaşamaya,ne yarına umut beslenmez. 

kaybedecek hiçbir şeyi olmayandan korkulur derler. kaybedecek bi' şeyi olmayan biri bile savaşa girmeyi ve onu kazanmayı umut eder. ama umutsuzsanız savaşa bile girmezsiniz. asıl zarar karşıdakine değil de hep kendinedir. kendine ihanet eder. kendinden vazgeçer.

siz hiç kendinizden vazgeçtiniz mi?
ama böyle bir iki fedakarlık yaptığınız aşk dolu maceralarınızdan bahsetmiyorum.
kendinizi karşıya koyup ona hoşçakal dediniz mi?
aşka,alkole,güneşe,insanlara değil de kendinize karşı umudunuzu yitirdiniz mi hiç?

o kadar şey yaşayıp,o kadar şey düşünüp,kendinizi tanıdığınızı zannedip asla dile dökemediğiniz oldu mu? konuşmaya çalıştıkça tüm kelimeler birbirine dolandı mı hiç?

yanlışlar…

hazine.

kimseyi istediğim gibi hayatımda tutamayacağımı kabullendim. 
herkesin kendi tercihleri olduğunu ve kimsenin yanımda olma mecburiyeti olmadığını anladım. kimseye mecbur olmadığımı, öyle ya da böyle yola devam etmem gerektiğini öğrendim.
atıyorum " x " kişisi hayatımdan çıktığında, yanımda kimse olmasa bile her şeye yeniden başladım. "hayatım güzel, o hayatımda olsa daha güzel olurdu ama değil" diye diye devam ettim. 
insanların damarına basıldığında bir şeylerin eksildiğini, ikna etmek yerine onu kaybetmeye başladığımızı fark ettim. birini kırk kere aradığınızda bunun verdiğiniz değerle değil de aslında kendi iç savaşımızla ve kendimizi yenmek istememizle alakalı olduğunu düşünmeye başladım. 
böyle böyle hayatıma ve kendime bir şeyler katmaya başlarken, arkasından duygularımı kontrol edebilmeye başladım. başlarda baya faydası vardı, iç huzuruma. uzun zamanlar geçti, hayatımdan insanlar gelip geçtiler. sonra bir gün mutlu olmam gereken, sevdiğim bir ortamda mutlu olmadığ…

takıntılıyım.

her ne kadar aksini iddia etsek de bilim ve topluma göre normal olmayan şeylere sahip olduğumuzda bu durum hoşumuza gidiyor. obsesif kompulsif problemi olanlar bundan her ne kadar nefret etse de bunun onu ön plana çıkardığını düşünüp bunu belirtip, kendisine daha farklı bakılmasını istiyor. 

takıntılarımız yani dikkat ettiğimiz ve bir şeyin kendimize göre olanını istiyor oluşumuz, bizi farklı yapıyor diye düşünüyoruz. bu yüzden bunu her fırsatta belirtme ihtiyacı duyuyoruz. bizim söylediğimiz şeye dikkat edilsin, e düzen de biraz buna göre olsun istiyoruz. her ne kadar bu durumdan kopmak istesek de aslında içten içe bundan hoşlanıyoruz. 

herkesin bir problemi var, genele baktığında kimse "normal" değil. bu sınırlar içinde mutlu olmaya çalışırken biriyle oturup muhabbet ettiğinizde konu takıntılara geldiğinde sorsan bir çok şeye dikkat eder, katı kuralları vardır ve bunların dışına çıkmaktan hiç hoşlanmaz ve o sınırlara girilmesine de izin vermez. ama hayatını dinlediğinde bir …