trafikte kırmızı ışığı gördüğümüz zaman dururuz,yeşilin yanmasını bekleriz.
çünkü kural budur. 
buna uymazsan ya can alırsın ya da canından olursun. 

hayatımızda trafik lambaları yok. seçimlerimizde mesela.
çünkü sonucunda ölmüyoruz,öldürmüyoruz.
klişe laf var ya "ölüm gibi bişiy ama kimse ölmüyor" diye. onun gibi. 
bi' şekilde nefes almaya devam ediyosak durumu kabulleniyoruz öyle böyle.
acaba o yüzden midir kalbimize kastımız? acı çekmeyi göze almamız?

-hayatımıza birini alırken kırmızı ışık yansaydı mesela.. bu canın yanacak demek oluyor. kaçını kabul ederdik? kabul eder miydik? evet her şey çıkar ilişkisi. kendimizi mutlu etmek,iyi hissetmek bizim çıkarımız. göz göre göre kaç kere canımızı yakabiliriz? 3? 10? hep? hiç?

bi' de şöyle baksak mesela.
"ya siz kırmızı ışıksanız?"
ya siz can yakansanız?
nasıl kabul ettirebilirdin acaba kendini?

ama bak o zaman kader diye bi' şey olmazdı. oha kaderi yok ettim şu an.

sanırım hepimiz ölümün asıl gerçek olacağına inanıyoruz bi' şekilde. yok olsak da,tekrar dirilsek de,sonsuzluğa karışsak da,öteki dünyaya ulaşsak da hepimiz ölücez.bu gerçek olan.

bi' de mecaz hali var bunun. "yaşarken ölmek"
şey demek mi bu; istediğin hiçbir şeye ulaşamamışken ve mutluluk tanımına bi' hayli uzakken yaşadığın ruh hali?
ya da daha da mecazileştirirsek; sigaranın olup çakmağının olmaması?
ya da evinde her türlü ulaşım/iletişim cihazın var ama sen evinde değilsin ve gidemiyorsun?

yaşam ve ölüm arasında küçük bi' çizgi var.
insan yaşarken ölür/ölebilir. bu cümle hem gerçek hem mecaz anlam barındırıyor.
ama insan ölüyken de yaşatılabilir. bu ise tamamen mecaz anlamdır.
küçük çizgi ise üstteki satırların arasındadır. siz nereye koymak isterseniz..

Yorumlar

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

doğruluktaki yanlışlık.

takıntılıyım.

hazine.