Ana içeriğe atla
ben kendimi anlatmaktan çok,insanların  beni tanımasını isterim. seni senden başka birilerinin bilmesi dünyanın en güzel şeylerinden biri benim için.

sinirlendiğimde ellerimin titremesini,kışın boğazlı kazak giymediğimi ve nefret ettiğimi,sonunda mutsuz olucağımı bile bile kendi bildiğim konu üzerinde inatlaştığımı,insanların parfümlerine dikkat ettiğimi ve her zaman parfüm kullandığımı başkalarının bilmesi güzel his. sanki hiç bilmediğim bi' eve giriyorum ve hazırlanan tüm yemekler en sevdiklerim gibi. sanki o evde yattığım yataktaki yastık tam da benlikmiş gibi. 

insanlar sürekli yol ayrımında. bi'şeyleri tercih etme yolunda. birini seçince diğer yolu görme şansın olmuyo. mutluluğun yolu da o seçtiğin yoldan memnun kalmaktan geçiyo bence. diğer yolu kafana takmadan,ne yaşarsan yaşa "bu benim seçimim" diyip kabullenmekle alakalı. başkasına yüklememeli bu sorumluluğu. her ne yaşamışsan yaşa o adımı sen atıyosun. diğer yol ayrımına kadar vazgeçmemişsen eğer hayata dair bi' şeyler öğreniyosun. 

aşkı da bu seçimlerin içine alabiliriz bence. onca seçenek arasında hayatımızın bi' dönemini birilerine ayırıyoruz. uzun vakit geçirdikten sonra en başta anlattığım konuya ulaşıyoruz. "başkasını olduğu gibi kabullenme ve alışma" sevsek de sövsek de bi' şekilde karşımıza çıkıyor,onu anıyoruz. ne kadar kötü hissettirse bile ben o hissi seviyorum. sanki yaşamak daha anlamlı,"yaşadım ulan biliyorum" diyosun.

belki durup dururken buraya yazınca söylediklerimi anlamsız buldunuz pinhani'nin dediği gibi. oysa vakit yoktu,olmayacak da hiçbir zaman. yaşadığınız anın anlamına varamıyorsanız hayatınız hep bomboş geçicek benim gözümde. mutlu anları sevmek,bitmemesini istememek benim için de çok güzel aynı zamanda bi' o kadar kolay. mutsuzluklardan bahsediyorum ben. mutsuzluğa pollyanna gözüyle bakıyorum. belki de yarın ölürüm,bu yazıyı yazmış olmak beni şu an mutlu ettiği gibi yarın ölene kadar da mutlu edicek. insanlara kattığımız değerler ve yaşadığımız anlar.. bunların tadını ne olursa olsun son raddesine kadar hissedin. nasıl olsa hepimiz "yarın" ölücez.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

en büyük ceza.

bi' insana verilen en büyük ceza ne olabilir?
yalnızlık?
sevgisizlik?
aşk olmayan bir hayat?

bi' insana verilen en büyük ceza umutsuzluktur. umutsuz kalan bir insanın yapabileceği hiçbir şey yok. hiçsizliği umutsuzluk olarak benimser. umutsuzluk hiçsizliktir. ne uyanmaya,ne yaşamaya,ne yarına umut beslenmez. 

kaybedecek hiçbir şeyi olmayandan korkulur derler. kaybedecek bi' şeyi olmayan biri bile savaşa girmeyi ve onu kazanmayı umut eder. ama umutsuzsanız savaşa bile girmezsiniz. asıl zarar karşıdakine değil de hep kendinedir. kendine ihanet eder. kendinden vazgeçer.

siz hiç kendinizden vazgeçtiniz mi?
ama böyle bir iki fedakarlık yaptığınız aşk dolu maceralarınızdan bahsetmiyorum.
kendinizi karşıya koyup ona hoşçakal dediniz mi?
aşka,alkole,güneşe,insanlara değil de kendinize karşı umudunuzu yitirdiniz mi hiç?

o kadar şey yaşayıp,o kadar şey düşünüp,kendinizi tanıdığınızı zannedip asla dile dökemediğiniz oldu mu? konuşmaya çalıştıkça tüm kelimeler birbirine dolandı mı hiç?

yanlışlar…

hazine.

kimseyi istediğim gibi hayatımda tutamayacağımı kabullendim. 
herkesin kendi tercihleri olduğunu ve kimsenin yanımda olma mecburiyeti olmadığını anladım. kimseye mecbur olmadığımı, öyle ya da böyle yola devam etmem gerektiğini öğrendim.
atıyorum " x " kişisi hayatımdan çıktığında, yanımda kimse olmasa bile her şeye yeniden başladım. "hayatım güzel, o hayatımda olsa daha güzel olurdu ama değil" diye diye devam ettim. 
insanların damarına basıldığında bir şeylerin eksildiğini, ikna etmek yerine onu kaybetmeye başladığımızı fark ettim. birini kırk kere aradığınızda bunun verdiğiniz değerle değil de aslında kendi iç savaşımızla ve kendimizi yenmek istememizle alakalı olduğunu düşünmeye başladım. 
böyle böyle hayatıma ve kendime bir şeyler katmaya başlarken, arkasından duygularımı kontrol edebilmeye başladım. başlarda baya faydası vardı, iç huzuruma. uzun zamanlar geçti, hayatımdan insanlar gelip geçtiler. sonra bir gün mutlu olmam gereken, sevdiğim bir ortamda mutlu olmadığ…

takıntılıyım.

her ne kadar aksini iddia etsek de bilim ve topluma göre normal olmayan şeylere sahip olduğumuzda bu durum hoşumuza gidiyor. obsesif kompulsif problemi olanlar bundan her ne kadar nefret etse de bunun onu ön plana çıkardığını düşünüp bunu belirtip, kendisine daha farklı bakılmasını istiyor. 

takıntılarımız yani dikkat ettiğimiz ve bir şeyin kendimize göre olanını istiyor oluşumuz, bizi farklı yapıyor diye düşünüyoruz. bu yüzden bunu her fırsatta belirtme ihtiyacı duyuyoruz. bizim söylediğimiz şeye dikkat edilsin, e düzen de biraz buna göre olsun istiyoruz. her ne kadar bu durumdan kopmak istesek de aslında içten içe bundan hoşlanıyoruz. 

herkesin bir problemi var, genele baktığında kimse "normal" değil. bu sınırlar içinde mutlu olmaya çalışırken biriyle oturup muhabbet ettiğinizde konu takıntılara geldiğinde sorsan bir çok şeye dikkat eder, katı kuralları vardır ve bunların dışına çıkmaktan hiç hoşlanmaz ve o sınırlara girilmesine de izin vermez. ama hayatını dinlediğinde bir …