Ana içeriğe atla
hiçbir yazımda olmadığı gibi bu yazının da bi' başlığı yok.
aslında bu yazının bi' konusu da yok.
bi'kaç gündür hayatımda dönen konuşmalardan bahsedicem sanırım.

bazı duygularımızı dile dökemiyoruz,anlatımımız ne kadar iyi olsa da.
ya anlatacağımız kadar yaşayamıyoruz ya da öyle bi' şey yaşıyoruz ki dile dökmeye yetmiyor. 

rutinden sıkıldığımızda modumuz düşüyor.
farklı bi' şey yaşadığımızda bi süre sonra ondan da sıkılıyoruz,normal.
'şu an iyi değilim,normalde de iyi değilim.sadece diğer zamanlara göre daha kötüyüm.'
yani sonuç olarak "normalim"

sebeplerimiz var,çözümü olduğu sürece güzel. ama çözümü olmayan bi' sorundan bahsediyorsak,yani bu çözüm senin elinde değilse o çözüm daha çok kafanı kemirip seni yiyor bu bi' gerçek.
düşünmeyi çok sevmem. düşünmeden yaşar,cevaplarım.
bu benim için normal bi' durum oldu. eğer bi' gün anormal duruma geçersem "aa evet sorunum buymuş bu da bana çözüm oldu" der ve geçerim.

gündüzleri severken artık geceye tutuluyorum. geceyken daha fazla benmişim gibi.
gündüzleri sanki herkes o kadar samimiyetsiz ki "iyi" olmaktan çok uzaklar.
gece olunca ben kendimle baş başayım ve mutluyum.
farkında olmam da bi' şeyi değiştirmiyo evet.
o yüzden bunu da es geçtim hayatımda.

ironik bi' hayat yaşıyorum. yukarıda size düşünmüyorum derken aslında her şeyi düşünmüş gibiyim. bu bi' yalan söylemi değildir. bu çözümü bulunmamış bi' olaydır.

siz bunları okuyosunuz ve belki de o kadar boş konuşuyorumdur ki ilerde çocuklarım bu siteye girip 3 satırdan sonra sıkılacaklar.
ama bu satırların hepsi benim için,sizin için değil.

deniz kızı kimliğimi seviyorum. bayılırım denize.
çoğunuz "elf kızı irem" ya da "irem duman" olarak bilirsiniz beni.
bi' çok sıfat yakıştırdığım gibi "deniz kızı" sıfatı da benimdir.
çok söylemezdim aslında. çünkü elf kızı irem adıyla elif olarak anıldığımdan,elf'lere haksızlık ettiğimi düşünüyorum. 
deniz kızı adını yayarak denizi kirletmek istemem o kadar çok kirleten varken..
yeri gelmişken tüm eliflerden de özür dilerim,siz de dileyin.

başlık olmadığı gibi konu da yok.ve bu yüzden tüm konulu yazılardan da özür dilerim.



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

hazine.

kimseyi istediğim gibi hayatımda tutamayacağımı kabullendim. 
herkesin kendi tercihleri olduğunu ve kimsenin yanımda olma mecburiyeti olmadığını anladım. kimseye mecbur olmadığımı, öyle ya da böyle yola devam etmem gerektiğini öğrendim.
atıyorum " x " kişisi hayatımdan çıktığında, yanımda kimse olmasa bile her şeye yeniden başladım. "hayatım güzel, o hayatımda olsa daha güzel olurdu ama değil" diye diye devam ettim. 
insanların damarına basıldığında bir şeylerin eksildiğini, ikna etmek yerine onu kaybetmeye başladığımızı fark ettim. birini kırk kere aradığınızda bunun verdiğiniz değerle değil de aslında kendi iç savaşımızla ve kendimizi yenmek istememizle alakalı olduğunu düşünmeye başladım. 
böyle böyle hayatıma ve kendime bir şeyler katmaya başlarken, arkasından duygularımı kontrol edebilmeye başladım. başlarda baya faydası vardı, iç huzuruma. uzun zamanlar geçti, hayatımdan insanlar gelip geçtiler. sonra bir gün mutlu olmam gereken, sevdiğim bir ortamda mutlu olmadığ…

takıntılıyım.

her ne kadar aksini iddia etsek de bilim ve topluma göre normal olmayan şeylere sahip olduğumuzda bu durum hoşumuza gidiyor. obsesif kompulsif problemi olanlar bundan her ne kadar nefret etse de bunun onu ön plana çıkardığını düşünüp bunu belirtip, kendisine daha farklı bakılmasını istiyor. 

takıntılarımız yani dikkat ettiğimiz ve bir şeyin kendimize göre olanını istiyor oluşumuz, bizi farklı yapıyor diye düşünüyoruz. bu yüzden bunu her fırsatta belirtme ihtiyacı duyuyoruz. bizim söylediğimiz şeye dikkat edilsin, e düzen de biraz buna göre olsun istiyoruz. her ne kadar bu durumdan kopmak istesek de aslında içten içe bundan hoşlanıyoruz. 

herkesin bir problemi var, genele baktığında kimse "normal" değil. bu sınırlar içinde mutlu olmaya çalışırken biriyle oturup muhabbet ettiğinizde konu takıntılara geldiğinde sorsan bir çok şeye dikkat eder, katı kuralları vardır ve bunların dışına çıkmaktan hiç hoşlanmaz ve o sınırlara girilmesine de izin vermez. ama hayatını dinlediğinde bir …

doğruluktaki yanlışlık.

neyin doğru neyin yanlış olduğuna karar veremiyorum. eskilerde her şey daha netti. ya yanlıştı ya da doğru. ayakkabın pembeydi mesela. şimdi ise pembe değil,  vişne çürüğü, koyu pembe, çingene pembesi ya da toz pembe.

mesela normalde elma sevmediğinizi düşünün ama elmalı salata yediğinizde çok beğenebilirsiniz. yani sonuç olarak elmayı seviyor musunuz sevmiyor musunuz bunun cevabı asla net değil.

bir olayı da saf/ham olarak değerlendirmek imkansız. yalan söylemek normal olmaması gereken bir hareket mesela ama durum bazen öyle bir hale gelir ki yalan söylemek tek mantıklı hareket olur. bu durumda nasıl değerlendirme yapabileceğimizin bir ölçütü yok. iş tamamen vicdana ve hayat düşüncene kalıyor. 

sevmediğiniz biri sizden habersiz 2 dakikalığına kaleminizi almıştır, siz ise arkasından söylenir durursunuz mesela. bir de sevdiğiniz birinin bunu yaptığını düşünün o zaman belki bunun üzerine 1 saniye bile kafa yormazsınız. yani bu durum tamamen duruma, kişilere, zamana ve psikolojinize bağlı o…