Ana içeriğe atla
her zaman merak etmişimdir. yazıların giriş cümlesi midir asıl önemli olan yoksa bitiş cümlesi mi?

her zaman yaptığım gibi bu örneği de hayatıma yansıttım. 

"insanların ilki olmayı mı istersiniz yoksa sonu mu?"


bi'ayakkabıyı satışa çıkar çıkmaz ben almışım. ama iki gün sonra bakıyorum ki herkeste var aynısı. o ilk almamın heyecanından eser yok. ne anlamı kaldı ki ilk almamın?

bi' ayakkabıyı satışa çıktıktan sonra en son ben almışım. bi' daha o ayakkabıyı biri istese de alamayacak. bu güzel bi' his. ama az önceki gibi o ayakkabıyı zaten zilyon kişi önceden almışsa son almamın ne anlamı kaldı?

bi' ayakkabıyı satışa çıktıktan sonra kafama esince almışım. evet ilk ya da son alan kişi ben değilim. öylesine bi' zamanda,öylesine bi' sıralamayla almışım. ama o ayakkabı çevremdeki kimsede yok ve herkes bayılmış ayakkabıma. işte benim için huzur bu.

sıralamayı önemseyen biri olmadım hayatım boyunca. ilkinden sonundan banane. herkesin koca bi' geçmişi var ve ben ilkleri sonları kovalayamam. karşımdakine ne kadar bi' şey katabiliyorsam,ona ne kadar özel olduğunu hissettirebiliyorsam ve en önemlisi onda güzel bi' iz bırakabiliyorsam yemişim ilkini. her gün lanet edilen bi' ilk de olabilirim birinin hayatında. önemli olan akıldan silinemeyecek ve yerine asla başka bir şey koyamayacağı anlar bırakmaktır. ne kadar güvenli bi' his..

ilk ya da son olucaz diye insanların hayatını mahvetmeyi bi' tarafa bırakıp,insanlara -hayatlarında olmasak bile- asla yerimizi başkasına kaptıramayacağımız şeyler yaşatalım. 

dipnot: bu yazının dikkat çekici bi' giriş ve bitiş cümlesi yoktur. asıl anlatılmak istenen konu bu noktaların arasında bi' yerdedir. okuduğunuz için tişikkürler tişikkürler tişikkürler. 

Yorumlar

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

en büyük ceza.

bi' insana verilen en büyük ceza ne olabilir?
yalnızlık?
sevgisizlik?
aşk olmayan bir hayat?

bi' insana verilen en büyük ceza umutsuzluktur. umutsuz kalan bir insanın yapabileceği hiçbir şey yok. hiçsizliği umutsuzluk olarak benimser. umutsuzluk hiçsizliktir. ne uyanmaya,ne yaşamaya,ne yarına umut beslenmez. 

kaybedecek hiçbir şeyi olmayandan korkulur derler. kaybedecek bi' şeyi olmayan biri bile savaşa girmeyi ve onu kazanmayı umut eder. ama umutsuzsanız savaşa bile girmezsiniz. asıl zarar karşıdakine değil de hep kendinedir. kendine ihanet eder. kendinden vazgeçer.

siz hiç kendinizden vazgeçtiniz mi?
ama böyle bir iki fedakarlık yaptığınız aşk dolu maceralarınızdan bahsetmiyorum.
kendinizi karşıya koyup ona hoşçakal dediniz mi?
aşka,alkole,güneşe,insanlara değil de kendinize karşı umudunuzu yitirdiniz mi hiç?

o kadar şey yaşayıp,o kadar şey düşünüp,kendinizi tanıdığınızı zannedip asla dile dökemediğiniz oldu mu? konuşmaya çalıştıkça tüm kelimeler birbirine dolandı mı hiç?

yanlışlar…

hazine.

kimseyi istediğim gibi hayatımda tutamayacağımı kabullendim. 
herkesin kendi tercihleri olduğunu ve kimsenin yanımda olma mecburiyeti olmadığını anladım. kimseye mecbur olmadığımı, öyle ya da böyle yola devam etmem gerektiğini öğrendim.
atıyorum " x " kişisi hayatımdan çıktığında, yanımda kimse olmasa bile her şeye yeniden başladım. "hayatım güzel, o hayatımda olsa daha güzel olurdu ama değil" diye diye devam ettim. 
insanların damarına basıldığında bir şeylerin eksildiğini, ikna etmek yerine onu kaybetmeye başladığımızı fark ettim. birini kırk kere aradığınızda bunun verdiğiniz değerle değil de aslında kendi iç savaşımızla ve kendimizi yenmek istememizle alakalı olduğunu düşünmeye başladım. 
böyle böyle hayatıma ve kendime bir şeyler katmaya başlarken, arkasından duygularımı kontrol edebilmeye başladım. başlarda baya faydası vardı, iç huzuruma. uzun zamanlar geçti, hayatımdan insanlar gelip geçtiler. sonra bir gün mutlu olmam gereken, sevdiğim bir ortamda mutlu olmadığ…

takıntılıyım.

her ne kadar aksini iddia etsek de bilim ve topluma göre normal olmayan şeylere sahip olduğumuzda bu durum hoşumuza gidiyor. obsesif kompulsif problemi olanlar bundan her ne kadar nefret etse de bunun onu ön plana çıkardığını düşünüp bunu belirtip, kendisine daha farklı bakılmasını istiyor. 

takıntılarımız yani dikkat ettiğimiz ve bir şeyin kendimize göre olanını istiyor oluşumuz, bizi farklı yapıyor diye düşünüyoruz. bu yüzden bunu her fırsatta belirtme ihtiyacı duyuyoruz. bizim söylediğimiz şeye dikkat edilsin, e düzen de biraz buna göre olsun istiyoruz. her ne kadar bu durumdan kopmak istesek de aslında içten içe bundan hoşlanıyoruz. 

herkesin bir problemi var, genele baktığında kimse "normal" değil. bu sınırlar içinde mutlu olmaya çalışırken biriyle oturup muhabbet ettiğinizde konu takıntılara geldiğinde sorsan bir çok şeye dikkat eder, katı kuralları vardır ve bunların dışına çıkmaktan hiç hoşlanmaz ve o sınırlara girilmesine de izin vermez. ama hayatını dinlediğinde bir …