Ana içeriğe atla
günümüzde ölüm kelimesini sıklıkla duyar olduk. geçenlerde bi' düşündüm ben de öyle. cidden hiç beklemediğim bi' anda ölsem nasıl olurdu,neler değişirdi ya da değişen bi' şey olur muydu acaba? 

kendime kızdım sonra. 
ben benzetme yapmaya bayılırım. insanların aklında kalacak benzetmeleri severim. dedim acaba ölsem geride ismimden arta kalan ne bırakmak isterdim? yeni ortaya atılmış bi' tasarım mı,bilim üzerine bi' katkı mı,çılgınca yapılan herkese duyurulmuş bi' olay mı bilmem ne falam arttırdım seçenekleri. bu yaşıma kadar "irem" kişiliğini gözden geçirdim sonrasında. dikkatimi çeken şu özellik oldu; çok şahşahlı cümleler kurmayı beceremesem de hayatlarına girdiğim insanları mutlaka en az bi' cümlemle 12den vurmuşluğum oldu. beyin fırtınam devam ederken ben öldükten sonra insanların akıllarında söylediğim,mutlu ettiğim ya da kırdığım,yeri geldiğinde ağlattığım cümlelerle kalmak istediğimi fark ettim. çünkü söylediğim her cümleyi kendim yaşamış olup,önüme bi' basamak yaptım onlarla. onlar da yapsın isterdim

kalbimizdekini dilimize aktarmak o kadar zor ki,bazen bişiyler anlatmak için yüreğimizi çıkarıp ortaya koyasımız geliyo. "al işte her şey burda ben anlatamıyorum,sen gör her şeyi" diyesimiz... yapamıyoruz,yapabilsek keşke. bu yüzden görev kelimelere düşüyo. kelimeler,kalbimizden dilimize çıkarken düşüyo bazenleri.. 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

hazine.

kimseyi istediğim gibi hayatımda tutamayacağımı kabullendim. 
herkesin kendi tercihleri olduğunu ve kimsenin yanımda olma mecburiyeti olmadığını anladım. kimseye mecbur olmadığımı, öyle ya da böyle yola devam etmem gerektiğini öğrendim.
atıyorum " x " kişisi hayatımdan çıktığında, yanımda kimse olmasa bile her şeye yeniden başladım. "hayatım güzel, o hayatımda olsa daha güzel olurdu ama değil" diye diye devam ettim. 
insanların damarına basıldığında bir şeylerin eksildiğini, ikna etmek yerine onu kaybetmeye başladığımızı fark ettim. birini kırk kere aradığınızda bunun verdiğiniz değerle değil de aslında kendi iç savaşımızla ve kendimizi yenmek istememizle alakalı olduğunu düşünmeye başladım. 
böyle böyle hayatıma ve kendime bir şeyler katmaya başlarken, arkasından duygularımı kontrol edebilmeye başladım. başlarda baya faydası vardı, iç huzuruma. uzun zamanlar geçti, hayatımdan insanlar gelip geçtiler. sonra bir gün mutlu olmam gereken, sevdiğim bir ortamda mutlu olmadığ…

takıntılıyım.

her ne kadar aksini iddia etsek de bilim ve topluma göre normal olmayan şeylere sahip olduğumuzda bu durum hoşumuza gidiyor. obsesif kompulsif problemi olanlar bundan her ne kadar nefret etse de bunun onu ön plana çıkardığını düşünüp bunu belirtip, kendisine daha farklı bakılmasını istiyor. 

takıntılarımız yani dikkat ettiğimiz ve bir şeyin kendimize göre olanını istiyor oluşumuz, bizi farklı yapıyor diye düşünüyoruz. bu yüzden bunu her fırsatta belirtme ihtiyacı duyuyoruz. bizim söylediğimiz şeye dikkat edilsin, e düzen de biraz buna göre olsun istiyoruz. her ne kadar bu durumdan kopmak istesek de aslında içten içe bundan hoşlanıyoruz. 

herkesin bir problemi var, genele baktığında kimse "normal" değil. bu sınırlar içinde mutlu olmaya çalışırken biriyle oturup muhabbet ettiğinizde konu takıntılara geldiğinde sorsan bir çok şeye dikkat eder, katı kuralları vardır ve bunların dışına çıkmaktan hiç hoşlanmaz ve o sınırlara girilmesine de izin vermez. ama hayatını dinlediğinde bir …

doğruluktaki yanlışlık.

neyin doğru neyin yanlış olduğuna karar veremiyorum. eskilerde her şey daha netti. ya yanlıştı ya da doğru. ayakkabın pembeydi mesela. şimdi ise pembe değil,  vişne çürüğü, koyu pembe, çingene pembesi ya da toz pembe.

mesela normalde elma sevmediğinizi düşünün ama elmalı salata yediğinizde çok beğenebilirsiniz. yani sonuç olarak elmayı seviyor musunuz sevmiyor musunuz bunun cevabı asla net değil.

bir olayı da saf/ham olarak değerlendirmek imkansız. yalan söylemek normal olmaması gereken bir hareket mesela ama durum bazen öyle bir hale gelir ki yalan söylemek tek mantıklı hareket olur. bu durumda nasıl değerlendirme yapabileceğimizin bir ölçütü yok. iş tamamen vicdana ve hayat düşüncene kalıyor. 

sevmediğiniz biri sizden habersiz 2 dakikalığına kaleminizi almıştır, siz ise arkasından söylenir durursunuz mesela. bir de sevdiğiniz birinin bunu yaptığını düşünün o zaman belki bunun üzerine 1 saniye bile kafa yormazsınız. yani bu durum tamamen duruma, kişilere, zamana ve psikolojinize bağlı o…