Ana içeriğe atla
"peki ya bir ipte iki cambaz oynar mı?"

hayır oynayamaz. ortak numaralar kullanıldıktan sonra ikisininde kendine özgü hareketleri konulunca sahneye birisi düşer mutlaka. hayatımıza aynı karakterli kişileri almak bence en yanlışı. farklı olan dikkat çeker,farklı olan güzel gelir gözümüze. senin sevdiğin bişiy ile karşılaştığında hoşuna gittiğini düşündüren şey senden bi' parça olmasıdır sadece. ama bilmen gerekir ki o şey her ne ise zaten sende var. sen ona sahipsin ve +1 olması gereksiz,önemsiz. 
iki tane diş fırçan var.ikisi de aynı renk,aynı marka. sırf ikiside senin diye her seferinde önce ilkiyle sonra ikincisiyle dişini fırçalamak zaman kaybından başka bişiy olmaz.

"peki ya ipteki cambaz bensem?"

ben hırslı insanım. gururlu ve hırslı. karşımdaki cambaz her kim olursa olsun ben kendi numaralarımdan başka bi' numara deneyip riske atmam kendimi. karşımda bilinmez birisi olsa da emin olmalıyım kendimden,bi' sonraki adımımdan. ne yaparsam yapayım başımın daima dik olması gerekir. o ipten düşen ben olsam bile,bi' önce hareketimden pişman olmamalıyım. bu yüzden ipten düşüp düşmediğim değil düştüğümde başımın dik olup olmamasıdır önemli olan.

"peki ya ipteki cambaz senden iyiyse?"

bi' savaşa girmeden,o savaşı kazanamazsın. ne olursa olsun yapacaklarını yapmalısın ki için rahat olsun. cambazsın sen yürekli olmalısın.

"peki ya ipteki cambaz hayran olduğun birisi ise?"

işte dönüm noktası. işte en çok hata yapmaya müsait olduğun an. özendiğin,hayran olduğun,sürekli izlemek istediğin kişiyle karşı karşıyasın. belki de ezbere biliyosun her şeyini. ama sırf bi' kez daha görebilmek için gözlerinle,kabulleniyosun ipten atlamayı. sırf o anı yaşayabilmek için. sonra bi' bakıyosun yerdesin. ama mutlusun böyle o an senin için çok özel çünkü anladın mı? diyosun ki 'düştüğüme değdi be! yine olsa yine yapardım.' sonra arkadan o hayran kaldığın cambazın sesini duyuyorsun kahkahalarıyla beraber. senden bahsediyor. ne kadar aciz ve salak olduğundan... kendini yüceltiyor. kendine aşık olduğu her halinden belli. sonradan fark ediyosun; "o" o kadar kendine aşık ki başkasının ona olan hayranlığı umrunda değil. orada tekliyor kalbin yavaştan. düşünüyosun,bakıyosun ki hem ipten düşmüşsün,hem de hayran olduğun kişi senin gözünden düşmüş..tekrar soruyosun sonra kendine "değdi mi cidden?" cevabın evetse geçmiş olsun.hayatın boyunca zayıf noktalarından vurulup,çift taraflı kaybediceksin.

Yorumlar

  1. Tinder uygulamasinda gordum seni twitterdan takip ettim ama mesaj gonderemiyorum oradanda burayi gordum yazin gercekten cok guzel olmus deneme mi duzyazimi bilmiyorum odunluguma ver :) neyse konu bu degil konu sana ulasabilmemdi ben sana ulastim artik gerisi sana kalmis bir sey suandan itibaren geri donusun icin bekleyecegim kararin olumsuz olsa bile bana bi mesajla bildirirsen sevinirim hayal kirikligina ugrarim buyuk ihtimalle ama beklenti icinde olmaktan daha iyidir her neyse bana yazarsan cok sevinirim

    YanıtlaSil
  2. Tinder uygulamasinda gordum seni twitterdan takip ettim ama mesaj gonderemiyorum oradanda burayi gordum yazin gercekten cok guzel olmus deneme mi duzyazimi bilmiyorum odunluguma ver :) neyse konu bu degil konu sana ulasabilmemdi ben sana ulastim artik gerisi sana kalmis bir sey suandan itibaren geri donusun icin bekleyecegim kararin olumsuz olsa bile bana bi mesajla bildirirsen sevinirim hayal kirikligina ugrarim buyuk ihtimalle ama beklenti icinde olmaktan daha iyidir her neyse bana yazarsan cok sevinirim

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

en büyük ceza.

bi' insana verilen en büyük ceza ne olabilir?
yalnızlık?
sevgisizlik?
aşk olmayan bir hayat?

bi' insana verilen en büyük ceza umutsuzluktur. umutsuz kalan bir insanın yapabileceği hiçbir şey yok. hiçsizliği umutsuzluk olarak benimser. umutsuzluk hiçsizliktir. ne uyanmaya,ne yaşamaya,ne yarına umut beslenmez. 

kaybedecek hiçbir şeyi olmayandan korkulur derler. kaybedecek bi' şeyi olmayan biri bile savaşa girmeyi ve onu kazanmayı umut eder. ama umutsuzsanız savaşa bile girmezsiniz. asıl zarar karşıdakine değil de hep kendinedir. kendine ihanet eder. kendinden vazgeçer.

siz hiç kendinizden vazgeçtiniz mi?
ama böyle bir iki fedakarlık yaptığınız aşk dolu maceralarınızdan bahsetmiyorum.
kendinizi karşıya koyup ona hoşçakal dediniz mi?
aşka,alkole,güneşe,insanlara değil de kendinize karşı umudunuzu yitirdiniz mi hiç?

o kadar şey yaşayıp,o kadar şey düşünüp,kendinizi tanıdığınızı zannedip asla dile dökemediğiniz oldu mu? konuşmaya çalıştıkça tüm kelimeler birbirine dolandı mı hiç?

yanlışlar…

hazine.

kimseyi istediğim gibi hayatımda tutamayacağımı kabullendim. 
herkesin kendi tercihleri olduğunu ve kimsenin yanımda olma mecburiyeti olmadığını anladım. kimseye mecbur olmadığımı, öyle ya da böyle yola devam etmem gerektiğini öğrendim.
atıyorum " x " kişisi hayatımdan çıktığında, yanımda kimse olmasa bile her şeye yeniden başladım. "hayatım güzel, o hayatımda olsa daha güzel olurdu ama değil" diye diye devam ettim. 
insanların damarına basıldığında bir şeylerin eksildiğini, ikna etmek yerine onu kaybetmeye başladığımızı fark ettim. birini kırk kere aradığınızda bunun verdiğiniz değerle değil de aslında kendi iç savaşımızla ve kendimizi yenmek istememizle alakalı olduğunu düşünmeye başladım. 
böyle böyle hayatıma ve kendime bir şeyler katmaya başlarken, arkasından duygularımı kontrol edebilmeye başladım. başlarda baya faydası vardı, iç huzuruma. uzun zamanlar geçti, hayatımdan insanlar gelip geçtiler. sonra bir gün mutlu olmam gereken, sevdiğim bir ortamda mutlu olmadığ…

takıntılıyım.

her ne kadar aksini iddia etsek de bilim ve topluma göre normal olmayan şeylere sahip olduğumuzda bu durum hoşumuza gidiyor. obsesif kompulsif problemi olanlar bundan her ne kadar nefret etse de bunun onu ön plana çıkardığını düşünüp bunu belirtip, kendisine daha farklı bakılmasını istiyor. 

takıntılarımız yani dikkat ettiğimiz ve bir şeyin kendimize göre olanını istiyor oluşumuz, bizi farklı yapıyor diye düşünüyoruz. bu yüzden bunu her fırsatta belirtme ihtiyacı duyuyoruz. bizim söylediğimiz şeye dikkat edilsin, e düzen de biraz buna göre olsun istiyoruz. her ne kadar bu durumdan kopmak istesek de aslında içten içe bundan hoşlanıyoruz. 

herkesin bir problemi var, genele baktığında kimse "normal" değil. bu sınırlar içinde mutlu olmaya çalışırken biriyle oturup muhabbet ettiğinizde konu takıntılara geldiğinde sorsan bir çok şeye dikkat eder, katı kuralları vardır ve bunların dışına çıkmaktan hiç hoşlanmaz ve o sınırlara girilmesine de izin vermez. ama hayatını dinlediğinde bir …